HAMLET’İN KAYIP METNİ

Perde 4, Sahne 8 – Elsinore Sarayı Bahçesi

Gece vakti, sarayın ıssız bahçesinde, ay ışığının aydınlattığı taş bankta Hamlet ve Horatio oturuyorlar. Yüz ifadeleri düşünceli.

Hamlet: Ah Horatio, sözlerinde o kadar haklısın ki… Her gece, amcamın can verişini hayal ederek dalıyorum uykuya.

Horatio: Ruhunda taşıdığın bu ağırlığı anlıyorum. Bir seçim yapmanın ne kadar zor olduğunu ve zıt düşüncelerin içeride nasıl çarpıştığını… Anlıyorum ama ben bile yoruldum, seni yıllardır aynı çözümsüz acı içinde görmenin ızdırabıyla…

Hamlet: (Derin bir iç çeker) Fakat beklemek… Aslında beklemek için bir sebep var. Yani bu zamana kadar hep vardı. Artık 40 yaşıma geldim, nübüvvet yaşındayım. Hep bu yaşı beklediğimi, artık amcamdan intikamımı nihayet bu yaşımda alabileceğimi ve kesinlikle alacağımı, derin bir inançla hissediyorum.

Horatio: (Merakla) Nübüvvet yaşı mı?

Hamlet: Evet, dostum. İsa Mesih’den önceki peygamberler tanrıdan ilk buyruğu aldıklarında yani peygamberlik görevi kendilerine tebliğ edildiğinde her biri 40 yaşındaymış. İsa’nın ise göğe yükseldiği yaş 40’tır. Hatta Müslümanlar da Muhammed’e ilk ayetin 40 yaşında indirildiğini söylerler. İşte o yaş, dönüşümü ve yeniden doğuşu temsil eder. Benim de hayatımı mahveden amcamdan intikam alacağım zaman, 40. yaşımın içinde bulunduğum bu senedir. Yani, acılarımı dindirecek o gün yaklaşıyor Horatio.

Horatio: (Düşünceli) Anladım, seni çok iyi anladım Prens. Bir nihaî karar verebilmene de sevindim. Ancak bu yaş hesapları, her medeniyetin kendi takvimine göre yapılmıştır. Muhammed kendi zamanında kullanılan Arabî ay takvimine göre 40 yaşında peygamber oldu. Bizim takvimimize yani Gregoryan güneş yılı hesabına göre ise peygamber olduğunda 39 yaşındaydı.

Hamlet: (Şaşkınlıkla) Doğru mu bu?

Horatio: Evet, doğru. İsa ise Gregoryan takvime göre takvimin başlangıcında doğmuş ve 33 yılında ölmüştür. Yani öldüğünde 33 yaşındadır. Mesela sıfırın keşfinden önce takvim 1 yılında başlıyordu ve İsa da 34 yaşında ölmüş oluyordu. 40 yaşında öldüğünü iddia eden, Dobrucalı Exiguus idi. İsa’nın doğar doğmaz değil 7 yaşında peygamberliğini ilan ettiğini savunmuş, ölüm yaşını da bunun üzerine 33 koyarak hesaplamıştı. Lakin Nova Roma yıkıldığından beri onun yıl hesabını da kullanan kalmadı. Bu durumda, eğer amcanı Muhammed’in nübüvvet yaşında öldürmeyi umdun ise, geçen sene bu işi yapmış olman gerekirdi. İsa’nın göğe yükseldiği yaşta yapmayı umuyor idiysen de tam 7 yıl geç kalmış oldun.

Hamlet: (Gözlerini şaşkınlıkla açarak) Bu nasıl olabilir? Ah, Horatio! Hayalperestliğe adadığım ömrümün boşunalığı için bana bir avuntu verecekken dostum olarak… Kurduğum hayalin bile mesnetsiz olduğunu, hayal kurmayı bile beceremediğimi mi anlatıyorsun? Ben bu utançla nasıl yaşayacağım? Ömrümü varlığına adadığım umudun kendini yok etmesi… Hayalimdekini bile koruyamıyor olmam… Neyse ki böylesine sefil ve rezil biri olduğumu yalnızca sen biliyorsun. Ve…

Hamlet duraksar, derin nefes alır, elini hançerine uzatır. Horatio bunu görerek irkilir ve heyecanla söze girer.

Horatio: Kadim dostum, Danimarka’nın müstakbel kralı, yiğit Hamlet! İçindeki fırtınalar yüzüne her vurduğunda, aklıma Muhammed’in kitabından bir söz gelir. Bak dinle; şöyle yazıyor: Onları paramparça eden delil, temizlenmiş bir sayfadan okuyan elçimizdi, o sayfadadır dosdoğru, eskimeyen kitaplar…

Hamlet: (Hançerden yavaşça el çekerek arkadaşının gözlerine bakar) Daha önce Muhammed’in düşmanlarının ona ecinnî dediklerini anlatmıştın, yine o kitaptan. Babamın hayaletini gördüğümde de bununla avutmuştun beni. Ne için meraklısın bu kitaba? Bu kitap benim aklımı karıştırıyor. Ya da… Aklımı karıştıran sen misin Horatio? Beni acılar içinde izlemeyi zevk mi edindin yoksa?

Horatio: Belki de aklın karışmalı Prens. Belki daha da karışmalı, daha fazla karışamayacak hale gelene kadar. Sen dünyaya sürekli bilen bir gözle bakıyorsun. Bilgi eylemi öldürür, çünkü her eylem bir yanılsama maskesi gerektirir. Bu maskeye kavuşmak için, bildiklerini unutup hayatın sana beyaz bir sayfadan yeniden okunuşunu seyre dalmalısın. Ancak böylece eyleme geçebilirsin ki bu durumda yaptığın herhangi bir iş müstakil bir eylem değil; eylemlerinin yekünü hayatın kendisi olacak. Ve hatta maskenin de bizzat kendi suretin olduğunu…

Hamlet: (Heyecanla söze girer) Ve böylece öldürebileceğim amcamı öyle mi…

Horatio: Eğer gerçek arzun amcanı öldürmekse; evet…

Hamlet: (Hiddetlenir) Babamı katledip tahtı ve annemi benden çalan habisi yok etmekten başka nasıl bir arzum olabilir Horatio!

Horatio: Prens, elindeki sayfa boş. Artık savur onu gece meltemine ve seyret bakalım hayat onu sana nasıl okuyacak…


Bu metni, Edirnekapı’dan Ayvansaray’a inen ara sokaklardan birinde, bir eskicinin el arabasındaki kitapları kurcalarken elime geçen defterde buldum. Defterin orta yaprağına yazılmıştı. Yok paraya satın aldım. İlk fırsatta bilgisayarımın başına oturarak metni kayda geçirdim. Metnin devamında Çevirmenin Notu başlığı altında açıklamalar bulunuyordu. Okudum, defteri kapattım, gece oldu uyudum ve sabah uyandığımda defterde ne oyun metni ne de açıklamalar vardı. Eşim ya da oğlumun bana ait bir defterden sayfa koparmaları imkan dahilinde değildi. Daha dikkatli inceledim, ışık altında baktım, parmak uçlarımla dokundum, orta sayfada tek çizik yoktu. Sayfaları saydım, tam 64 sayfaydı ki bu da standart bir defter ölçüsüydü.

Bir an kendimi kaybettim, orta yaprağı kopararak cama doğru fırlattım. Yaprağı havada görünce aklım başıma geldi, hava direncine takılıp geri dönmesini umdum ancak 4. kattan aşağıya süzüldü. Havadayken anlık bakışmamızda, sanki bir yerinde iri harflerle “seyre” yazdığını gördüm ama o anki kendime kefil değilim. Kağıdı sokaktan almak için aşağı indiğimde ise uçup gitmişti.

Çevirmenin notunda, hatırlayabildiğim kadarıyla şu bilgiler vardı:

Sahne, oyunun ilk gösteriminden önceki gün yazılmış. Oyunun neresine ekleneceği konusunda Şekspir ve yazım ekibi mutabık kalamamış, konuyu perde vaktine kadar tartışmaya devam etmişlerdi.

Şekspir bu sahnenin amacının, Hamlet’in tutarsız kafa yapısını bir nebze mantık çerçevesine oturtarak daha gerçekçi bir insan profiline kavuşturmak olduğunu, bu nedenle büyük çözülmeye hazırlayan 4. Perde’nin sonunda yer alması gerektiğini şiddetle savunmuştu.

Prova gösterimi için orada olan, ilk gösterimin sponsoru Sir Waterford kulisten gelen sesler üzerine tartışmaya dahil olmuştu. Hamlet’i gerçekçi bir karakter yapanın dayanaksız davranışları ve bazen de dayanak olmasına rağmen davranamayışları olduğunu belirterek, sahnenin çıkarılmasını istemiş, bu isteğini kabul ettirebilmek için de, hikayenin geçtiği 14. yüzyılda mevcut takvimin Gregoryen değil Jülyen olarak adlandırıldığı ve metinde Nova Roma olarak geçen Konstantinopolis’in o tarihte henüz Türkler tarafından fethedilmediği gibi bilgilerle ekibin kafasını iyice karıştırmıştı. Hatta bir tragedyada bu kadar sayı kullanmanın seyir zevkini kaçıracağını söyleyerek haddini aşmayı ve Şekspir’e patronun kim olduğunu hatırlatmayı da ihmal etmemişti. Böylece amacına ulaşmış ve bu sahneyi ilk gösterimden önce oyun metninden çıkarttırmayı başarmıştı…


Bu olaydan beridir ne zaman aklım bulansa ve yürüyüşten veya uykudan fayda göremesem; defteri yanıma alarak su kenarına iner, kalan yapraklarından birini tutup meltem beklerim. Yosun kokusu yüzümü okşayınca elimdeki kağıdı suya doğru fırlatıp seyrederim, bana bir görüntü vermez hiçbir seferinde, ancak beyaz sayfa ile bir anlık bakışma, akıl karışıklığımın çoğunu alır götürür, kendi ile birlikte suya…

Sizin de kayıp metinleriniz, nihayete erdirilmeyi bekleyen sahneleriniz veya uydurulması gereken hikayeleriniz varsa, bana adresinden ulaşabilirsiniz.